Turko-Hahol’un Rusya İzlenimleri

1. Bölüm

Rusya’ya ilk gelişim 1995 yılının nisan ayı idi. Koltuklarının yarısı öne doğru kapatılarak üzerine tekstil dolu çuvalların istiflendiği ve benden başka tüm yolcuları bavul ticareti ile uğraşan orta yaş üzeri Rus hanımlardan oluşan Tupolev 134 charter uçağımız Samara’nın Kurumoch havaalanına inmişti. Holywood filmlerinden aklımda kalmış olan Sovyet döneminin görüntüleri eşliğinde eski bir Lada “Jiguli” otomobilin içinde Togliatti şehrine doğru olan yolculuğum başlamıştı. Yoldaki tüm kamyon, cip ve minibüslerin askeri renk olan haki yeşil oluşu ve sık polis noktaları kafamdaki Sovyet-Rusya imajı ile örtüşüyor ve kısmen de tedirginlik oluşturuyordu. Bu yıllarda Rusya’ya gelen tüm arkadaşlarımızın hikayeleri de eminim ki benimkine çok benzer bu görüntüler eşliğinde başlamıştı.

Fullscreen capture 972013 120550 PM.bmp

O günlerin üzerinden 18 yıl geçti. Bu sürenin yarısında Rusya’da diğer yarısında da Ukrayna’da yaşadım ve profesyonel iş ve ticaret yaşantımın nerdeyse tamamı bu iki ülkede geçti.

Geçtiğimiz günlerde otomobilim ile Rusya ve Ukrayna’yı kapsayan ve toplamda da 6.000 km’yi bulan 12 günlük bir iş seyahatine çıktım. İşim gereği her iki ülkede de çok sık seyahat ediyorum. Ancak, bu seyahatimde hem yalnız oluşum ve hem de çok kapsamlı bir gezi olması sebebi ile yol boyunca kendimi ve ömrümün yarısını geçirdiğim bu iki ülkenin kat ettiği veya edemediği yönleri değerlendirme imkanı buldum.

ViberPC 992013 32824 AM.bmp

Bu yazımda çok fazla ticari konulara, rakamlara, teknik analizlere girmeden, 18 yıl öncesi ile bugün ve Rusya ile Ukrayna arasındaki günlük, sıradan yaşamdan gözüme çarpan farklılıkları biraz eleştiri, biraz takdir, biraz analiz, biraz gezi notları tadında sizlerle paylaşmak istiyorum. Başlık olarak niçin “Turko-Hahol” ifadesini kullandığımıda yazımın ilerleyen satırlarında anlatacağım.

Öncelikle, sizlere seyahatimin rotasını çizeyim. Ukrayna’nın güneyindeki ve devamlı yaşadığım Kherson şehrinden başlayan yolculuğum ana hatları ile Melitopol, Mariopol’u takiben Novoazovsk sınır kapısından Rusya’ya geçerek Taganrog, Rostov, Volgograd, Saratov, Syzran, Togliatti, Samara, Penza, Tambov, Varonej, Belgorod’u takiben Goptovko sınır kapısından tekrar Ukrayna’ya giriş ve Kharkov, Dnipropetrovsk, Zaporoje’nin ardından Kherson şehrine varışla sonlandı.

İştigal ettiğim ticari konu olan tahıl ürünlerinin yeni sezondaki genel ve mevcut ekinlerin durumunu yerinde tespit, yeni kontrakt imkanları ve ülkelerin genel ekonomik durumlarını incelemek amacı ile yola çıktım. Tarım mekanizasyonu ve teknolojisi konusunda Rusya’nın Ukrayna’ya karşı bariz bir üstünlüğü sözkonusu. Ukrayna’lı çiftçiler henüz daha eski teknoloji ile üretilen Belarus, Ukrayna, Rus makine-ekipmanları ile tarım faaliyetlerine devam ederken Rusya’da çiftçiler daha büyük arazilerde ve daha fazla Amerikan, Avrupa markalı modern makineleri ile daha verimli tarım faaliyetlerinde bulunuyorlar. 3-4 bin hektarlık çiftlikler Ukrayna’da orta büyüklükte tarım işletmesi kabul edilirken Rusya’da bu rakamlar küçük işletme kapsamında. Son yirmi yılda her iki ülkede de birim alan verimliliği bazı ürünlerde on katına çıkarken ortalamada üç veya dört kat artış söz konusu.

ViberPC 992013 32709 AM.bmpEkonomik sıkıntı içindeki Ukrayna’dan çıkıp petrol, gaz zengini Rusya’ya gireken sizi nispeten daha iyi otoyolların karşılamasını bekliyorsunuz. Ana hatlar hariç Rusya’da yolların durumu Ukrayna’dan pek de farklı değil. 2014 olimpiyatlarına hazırlanan Rusya genelinde bir altyapı hazırlığı yapıldığı zaten gözünüze çarpıyor. Ancak, bu hazırlığın olimpiyatın yapılacağı şehirler kapsamında sınırlı kaldığını söyleyebilirim. Yirmi yıl öncesinin beton blok yolları ile mukayese edilmesi ise tabiki söz konusu değil. Yol ve altyapı işleri ile uğraşan Türk müteahhidi arkadaşlara taşrada daha uzun süre iş çıkacak gibi gözüküyor. Özellikle, Volgagrad, Syzran bölgelerini yakın takibe alabilirler.

On yıl önce iki yılımı geçirdiğim Rostov şehrinin çehresi çok değişmiş. Rusya’nın dış dünyaya açılan önemli kapılarından olan bu şehirde yaşam kalitesi, ticari ortam, liman başta olmak üzere gelişimi hemen farkediyorum. Şehirin trafiğini hafifleten altyapı çözümleri, kenar mahallelerin şehir merkezine katılıyor olması ve 2014 olimpiyat hazırlıkları şehre ayrı bir canlılık katmış. Hafızımda gri, soğuk ve bir türlü ısınamadığım bir şehir olarak yeralan Rostov’u artık bu yeni canlı hali ile hatırlayacağım. Otel inşaatlarının devam ediyor olmasına rağmen temizliği, kahvaltısı, fiyatı, konumu, servisi göz önüne aldığınızda şehirde halen otel açığı bulunmakta.

ViberPC 992013 32447 AM.bmpTürk inşaatçılarının Rusya’da sektördeki payı son yıllarda önemli derecede artmasa dahi elenip kalan firmalarımızın artık çok daha büyük projelere imza atıyor olmalarını ve geçmişte yaşanmış bazı sektörel tatsızlıkların unutulduğunu ve inşaat denince ilk akla gelenin Türk müteahhitler olduğunu büyük bir memnuniyetle gözlemledim. Son olarak Soçi olimpiyatları için ihale edilen bazı projeler siyasi, maddi çıkar gibi sebeplerden dolayı ülke içindeki bazı yandaş Rus firmalarına verilmişti. Ancak, olimpiyatların yaklaşması ve projelerin yetişmeyeceğinin anlaşılması üzerine sıkıntılı projeler bu firmalardan alınarak Türk müteahhitlere yeniden ihale edildi. Dünyanın ilk yüz veya benzer derecelendirme listelerinde yer alan müteahhitlerimizin bu ülkede teslimini yaptığı konutların sayısı artık onbinler, metrekareler milyonlar, ve parasal tutarlarıda milyar dolarlar ile ifade ediliyor. Ülkedeki politik istikrar altyapı projelerinin devamını getiriyor. Bu istikrarın devam etmesi durumunda ve gelişen ekonomi, yükselen yaşam standartları ile beraber Rusya Türk müteahhitler için daha uzun bir süre önemli bir pazar olacaktır.

ViberPC 992013 32306 AM.bmpŞehirlerarası yollarda Türk plakalı TIR’ları görmeye uzun zamandır alışmıştık. Son zamanlarda da Türkiye’de üretilmiş otomobilleri ve ağır tonajlı araçlara monte edilmiş, Rus plakalı damper, kasa, dorse, tanker gibi araçlarıda artık sık sık görmeye başlıyorum. Yolda bu araçları görmek bir an için memleketten esinti gibi içimi rahatlatıyor ve harcanan zamanın, emeğin boşa gitmediğini anlıyorum. Rusya’da yabancı markalı otomotiv montaj sanayinin gelişmesi Türk yan sanayi parça üreticileri için büyük bir pazar doğuyor. Tahmin ediyorum önümüzdeki günler ve yıllarda Türk sanayiciler burada yedek parça üretmek için tesisler açacaklardır. Çünkü, piyasada bu konuda ciddi bir açık var ve Rusya’nın ithalat yerine yurt içinde üretime ağırlık vereceğini tahmin etmek zor değil. Rus GAZEL markasının Türkiye’de ürettiği GAZelle ticari aracı yine Sberbank’ın Türkiye’deki iştiraki olan Denizbank’ın cazip faiz oranları ile piyasadaki payını arttırmak istiyor. 75 milyon nüfusu, gelişmiş karayolu ağı ile Türkiye Rus hafif ticari araç üreticileri için çok cazip bir pazar.

2. Bölüm

Zenginleşen Rus halkının her geçen gün artan özgüveni ve biraz snop tavrına karşılık Ukrayna halkının daha candan, samimi ve alçakgönüllü tavrı şahsen beni daha çok etkiliyor. Her ne kadar ikisi de Slav halkı olmasına rağmen ikili ilişkilerde önemli farklar var. Bu konuda bir anımı anlatmak istiyorum. Rusya’ya ilk geldiğim ve Rusçayı yeni öğrenmeye başladığım günlerdi. Moskova’da metro istasyonunu ararken az ilerde iki polis memurunu gördüm. Yanlarına yanaşarak en yakın metro istasyonunun nerede olduğunu sordum. Sevimsiz ve Kafkas’a benzer görüntümün uzun uzun süzülmesinden sonra çok soğuk bir ses tonu ile “Yerin altında” cevabını alan ben hemen oradan uzaklaşmanın o an için en doğru karar olduğunu düşündüm. Benzer soğuk tavrı defalarca Rusya’da yaşamama rağmen Ukrayna’da adres sorduğum kişinin eğer acil işi yok ise beni ya adrese kadar götürür veya detaylı şekilde izah eder. Özgüven ve snopluk gibi benzer konularda Rus ve Türk halkının psikolojik olarak birbirlerine çok benzediği düşünüyorum. Ortalama vasıflardaki bir Rus vatandaşı ile sohbet ederken kökeninde Çarlık, imparatorluk ve Çar’ın torunu olduğunu size hissettiriyor. Tıpkı Türkiye’de bizlerin sohbetlerde zaman zaman Osmanlı’nın torunu olduğumuzu vurguladığımız veya düşündüğümüz gibi. Ukrayna’lılar ise alçak gönüllü ve kaprissiz insanlar.

ViberPC 9102013 95639 AM.bmpOtomobilimin plakasının Ukrayna plakası olması sebebi ile Rusya’da insanların ilk düşüncesi doğal olarak benim de Ukrayna vatandaşı olduğum yönünde idi ta ki ben kötü aksanım ile Rusça konuşmaya başlayana kadar. Benzin istasyonlarında, kırmızı ışıkta durduğumda veya park alanında daha “merhaba” dahi demeden bana sordukları ilk sorunun “Söyle bakalım, Rusya’sız hayat nasıl gidiyor Ukrayna’da?” olmasını açıkcası çok yadırgadım. İki ülke arasındaki anlamsız soğukluğun hepimiz farkındayız. Yerel dostlarım ile yaptığım sohbetlerde bu durumu zaten biliyordum ancak bunun Rus halkı tarafından bu kadar sorun edildiğini düşünmüyordum. Bu sorunun altında biraz büyük ağabeylik, biraz ekonomik üstünlüğün verdiği bir yukardan bakış havası hissediyorum. Rusya’nın 24 saatliğine Ukrayna mallarının ülkeye girişini yasakladığı günlerle aynı tarihe denk geldi bu gezim. Yüzyıllar boyu ve son olarak Sovyet döneminde dahi kalitesini, beğenirliliğini ispatlamış Gürcü Borjomi kaynak sularının ve şaraplarının politik sebeplerle ve sağlığa zararlı belgeler göstermelik analiz sonuçları ile Rusya’ya girişinin yasaklanmasına benzer bir durum geçtiğimiz günlerde Ukrayna’nın en büyük çikolata ve şekerleme üreticisi olan Roshen’in başına gelmiş olması Rusya’nın Ukrayna’ya karşı kontrolün kendi ellerinde olduğunu ve ilerleyen günlerde kendilerine karşı yapılacak bir hatada bedelini nasıl ödeyeceklerini göstermeye yönelik bir adımdı.

ViberPC 9102013 95750 AM.bmpBenim bir trafik kuralını ihlal etmem neticesinde tartıştığım bir trafik polisinin beni Turko-Hahol olarak tanımlamasının iltifat mı, hakaret mi olduğunu hala çözebilmiş değilim. Bildiğiniz gibi Ruslar pek fazla hoşlanmadıkları Ukrayna’lılara “Hahol”, Ukrayna’lılarda Ruslara “Katsap” diye hitap ederler.

Türkiye’de benzinin litresinin 2,5 $ olduğu bugünlerde Rusya’da meraklıları için otomobil kullanmanın farklı biz zevki var. 0,9 $/L olan benzini deponuza doldurduktan sonra artık gözünüz motor devir saatine takılmıyor. Yolların izin verdiği ölçüde aracınızın hızını ve gücünü test edebiliyorsunuz. Ancak, kirli benzinden dolayı aracımın yakıt pompası arıza yapıp, yolda birgün kaybedince keşke benzin biraz pahallı olsun ama temiz olsun diyorsunuz. Büyük şehirler haricinde kredi kartı ile deponuzu doldurmanız mümkün değil. Doldurmadan önce ya belirli bir miktarı kartınızdan parayı çektirip sonra deponuza benzin koyabiliyorsunuz veya nakit para ile. Anlaşılan o ki benzin istasyonlarının acı tecrübeleri var bu konuda. Genel ortalama olarak Ukrayna’daki benzin istasyonlarının donanım, dizayn, kalite, hizmet olarak Rusya’dakilerden daha üst düzeyde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

ViberPC 9102013 95504 AM.bmp18 yıl önce Rusya’da ziyaret ettiğim ilk şehir olmasının ötesinde hayatıma yön veren şehir olması sebebi ile çok sevdiğim Togliatti’yi tekrar ziyaret etmek beni yine çok etkiledi.

Bu ziyaretimde bir kez daha LADA otomobillerinin Togliatti’deki üretim üssünü ziyaret etme ve gezme fırsatı buldum. Geçen zaman içerisinde çok değişiklik olmuş. Maalesef, Renault, Nissan ve General Motors ortak olmuş bu dev tesise. Dev derken öyle sadece laf icabı bir dev değil :

  • -100.000 kişi çalışıyor.
  • -Her bir dakikada bir araba üretim bantından çıkıyor.
  • -3 vardiye çalışma var
  • -90 dev yemekhane
  • -24 ana giriş kapısı
  • -Kendine ait gümrük alanı
  • -Bünyesinde hastane, kreş, okul, kütüphane, müze gibi birimler bulunuyor.
    ve daha birçok önemli detay.

ViberPC 9102013 95716 AM.bmp
Togliatti şehrinin Avtozavodsky bölgesi 1966 yılında bu fabrikada çalışacak işçilerin ikamet etmesi için özel inşaa edilmiş. Reyonun şimdiki nüfusu 400.000. Reyon mimarisi, altyapısı, etnik yapısı ile tam Sovyet ruhunu taşıyor. SSCB bünyesindeki 100 farklı etnik kökenden insan var: Rus, Ukraynalı, Azeri, Gürcü, Türkmen, Kazak, Tatar vs.
Şehrin ve bölgenin 18 yıl önceki hali ile bugünü arasında çok büyük farklılıklar var. Çok geniş caddeleri, yeşil alanları, ormanı, kültürlü halkı, dakik hayat tarzı ile aklımda kalmıştı bu şehir. Şimdilerde ise adete irili ufaklı çirkin görünümlü AVM’ler, parklar ve yeşil alanlar bina olmuş, trafik almış başını gidiyor, kültür seviyesi düşmüş ve maalesef suç oranı da çok yükselmiş. Rusya’da çok güzel şehirler görmüş olmama rağmen seviyorum ben bu şehri bu görüntüsüyle de.

Hele hele beni en çok üzen ise 40 km2,ye yakın toplam alanı ile eskiden neredeyse demir cevherinin, kauçuğun, plastiğin hammadde olarak girdiği, otomobil olarak çıktığı entegre tesis şimdi basit bir montaj üssüne dönüşme yolunda ilerliyor.

Fabrika içinde ve üretim hatlarında güvenlik, teknolojik hırsızlık, vs sebeplerden dolayı maalesef bu sefer fotoğraf çekemedim.

ViberPC 9102013 95548 AM.bmpBir Rus arkadaşımın özeleştiri niteliğinde anlattığı, benimde hem çok beğendiğim ve güldüğüm bir anekdotu aktarmak istiyorum: LADA fabrikasından bir teknik heyet Japon otomobil fabrikalarının birinde incelemede bulunmak üzere Japonya’ya gider ve üç günlük incelemenin ardından sıra son olarak otomobilin kalite kontrolüne gelir. Mesai bitimine yakın bir zamanda Japon mühendisler bir kediyi otomobilin içine koyarlar, kapıları kitlerler ve eve giderler. Ruslar bu testin nasıl bir test olduğunu sorduklarında aldıkları cevap ile hayrete düşerler. Sabah geldiklerinde kedi eğer havasızlıktan ölmüş ise otomobil testi geçmiş olacak. Sabah geldiklerinde gerçektende kediyi ölü bulurlar. Aradan birkaç ay geçer ve bu sefer Japon heyet incelemede bulunmak üzere LADA fabrikasına gelir. Gezinin sonunda Rus mühendislerde kalite kontrol amaçlı kedi testi yaptıklarını söylerler. Bu sefer Japon heyet hayretler içinde sadece kendilerinde olduklarını sandıkları bu testi nasıl yaptıklarını sorar. Rus mühendisler ise testi şöyle özetler: Akşam otomobile bıraktıkları kediyi sabah arabanın içinde bulurlarsa otomobil testi geçecek, kedi kaçmış ise kalite testi onaylanmayacaktır. Rusların bu ağır özeleştirisini takiben LADA’nın artık zamanın gerekleri ve halkın ihtiyacı doğrultusunda yeni modeller çıkarmaya başladığını görmek mutlu ediyor beni. Zira 30 yıl boyunca sadece, tampon, sinyal lambası, dikiz aynasında değişiklik yaparak yeni modelleri piyasaya sürmenin artık bu rekabet ortamında mümkün olmadığını anladılar. Gerçi bizler de Türkiye’de kuş serisi, hacı murat, vs gibi modellerde aynı pazarlama taktiklerini görmüştük geçmişte.

ViberPC 9102013 95419 AM.bmpGittiğim her şehirde Lenin ve Sovyet döneminden kalma heykellerin, anıtların fotoğrafını çekmek gibi bir hobim var. Arşivimde tahmin ediyorum 200’ün üzerinde farklı Lenin heykelinin bizzat kendimin çektiği fotoğrafları bulunmakta. Sosyalizme hiç ilgi duymayan benim için bu koleksiyon merakı nasıl başladı tam olarak hatırlamıyorum, uzun yıllar önce idi. Lenin heykellerin birer birer hızla yıkıldığı günlerde bunları sanat eseri olarak görüp arşivimde saklamak istemiştim. Başlayış o başlayış. Ancak, bu merakın altında birazda kan çekiyor tahmin ediyorum. Malumunuz kendileri Çuvaş Türkü. Vlademir İliç Lenin yoldaşın doğduğu kutsal topraklar olan Ulyanovsk bölgesinde hac görevimide tahmin ediyorum altıncı kez yerine getirdim bu seyhatim esnasında. Bir rivayete gore zat-ı muhteremin kokeni Çuvas Türkü (ki olmasaydı şaşardım zaten), bir diğer iddiaya göre ise yahudi (ki yine olmasaydı şaşardım) ve bir diger rivayete göre de “hadi lan ordan safkan Rus”. Toprağı bol olsun diyemiyeceğim zira bir avuç toprağı bile yok, malumunuz ölümünden sonra mumyaladılar. Ulyanovsk eyaleti Cuvas Turklerinin yogun yasadigi Cuvasistan ozerk bolgesinde yer aliyor. Neyse, ben bu konuya fazla girmeden şu şekilde kapatayım : şahsi düşüncem Lenin’in Ukrayna’dan göç eden Yahudi bir aileye mensup olduğu ve zaman içerisinde de ailenin Ulyanovsk bölgesindeki yer halk ile kız alıp verdiği yönünde.

Samara şehrini ziyaretim pazar gününe denk geldi. Bugünü kendime ayırarak daha önceki gelişlerimde ziyaret edemediğim şehrin müzelerini gezdim. Lenin’in gençliğinin önemli bir kısmının geçtiği Samara şehrinin her köşesinde Lenin ile ilgili bir anıt, heykel, yazı, bina, müze görmek mümkün. Kapitalizmin bu coğrafyada her geçen gün gelişmesi ve genç neslin komünizme olan antipatisinin artması ile Lenin’in izleri artık yavaş yavaş siliniyor, tıpkı ülke genelinde olduğu gibi.

Sizlerin de bildiği gibi her şehrin merkezinde mutlaka bir Lenin heykeli vardır ve genelde de rüzgarda uçuşan paltosunu veya kravatlı, takım elbisesini giymiştir ve işaret parmağı ile uzak, parlak ufukları gösterirken tasvir edilmiştir. 18 yıl boyunca Rusya ve Ukrayna’nın neredeyse tamamını gezen beni Samara’da hiç de alışık olmadığım bir görüntüsü ile karşıladı Lenin. Bugüne kadar gördüğüm en genç Lenin heykellerini Samara’da gördüm. Yirmili yaşlardaki genç hafif keçi sakallı, entellektüel Lenin’in gençlik yıllarını Samara’da geçirdiği hatırlanır ise bu şehirdeki heykellerde de niçin böyle genç tasvir edildiğini anlıyorsunuz.

3. Bölüm

ViberPC 9112013 94736 AM.bmpSamara’daki müzeler arasında en çok ilgimi çeken ise P.V.Alabin müzesi oldu. Özellikle, bu coğrafyada gerçekleşmiş ve dünyanın son 200 yılını yakından ilgilendiren tarihe şahitlik etmiş eşya ve belgelerin sergilendiği bu müze ile ilgili izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Samara P.V. Alabina Bölge Tarih Müzesi” Volga bölgesinin en eski müzelerinden biri. 1886 yılında, Samara bölge valisi Petr Alabin, İmparator II.Alexander’ın çarlık döneminin 25. yılı onuruna müzenin kurulması için karar almış. İlerleyen yıllarda Lenin müzesi ile birleştirilmiş ve müzeye kurucusu olan ViberPC 9112013 94700 AM.bmp“P.V. Alabin” ismi verilmiş. Her yıl müzeyi 200 bin kişi ziyaret etmekte. Sergilenen nesnelerin sayısı 180 binin üzerinde. Tarih ve etnoğrafya haricinde arkeoloji, paleontoloji, mineroloji, zooloji, botanik bölümlerinde sergilenen nesnelerin zenginliği gözüme çarpıyor. Nümizmatik koleksiyonu, 17 ve 18. yüzyıllara ait nadir kitaplar ve ateşli silah koleksiyonu dünyada önemli bir yere sahipmiş. Müzenin dört büyük duvarına yapılmış göz alıcı dev tablolarda Çarlık ve Sovyet döneminden farklı kompozisyonlar yer almakta.

ViberPC 9112013 94639 AM.bmpÇarlık Rusyası ve Sovyet Dönemine geçiş sırasında yaşanan iç savaştan kalma belge ve eşyaların sergilendiği bölüm benim çok ilgimi çekti. Uğraştığım ticaret ile ilgili olarak da Sovyet dönemi tarım reformu, yapısı ve sistemi ile ilgili evrakların sergilendiği bölüm ve üniversitede eğitimini aldığım petrol, maden, mineraloji bölümleri müze ziyareti sırasında önünde en çok vakit geçirdiğim bölümler oldu. Çok uzun süre uzak kaldığım ve bana dargın minerallerle uzun uzun hasret giderdim.

Ancak, 180 bin nesne arasında öyle bir tanesi vardı ki önünde saygı, minnet, rahmet ve dua ile çok uzun süre kendimi alamadım. Osmanlı-Rus savaşlarında esir alınan ve 1877 yilinda Samara bölgesine getirilen Osmanlı askerlerinin topluca yer aldığı siyah-beyaz bir fotoğrafı idi bu.

ViberPC 9112013 94545 AM.bmpBölgede çok uzun zamandır yaşayan Çuvaş ve Tatar Türkleri içinde ayrı mizansenler ve bölümler hazırlanmış. Özellikle, Çuvaş Türklerinin ölüm ve mezar ile ilgili inançlarının tasfir edildiği mizansende ölüm sonrası hayata inanıldığı, ölümün başlangıç olduğu ve mezar ziyaretinin hüzünlü değil aksine mutlu bir ziyaret olduğu vurgulanmakta.

Volga Tatarlarının yüzyıllar öncesine ait kıyafetlerinin sergilendiği bölüme bakınca Rus ve Türk kültürlerinin tarihte biri birlerinden ne kadar etkilendiğini fark etmemek mümkün değil. Elbiselerin üzerindeki nakışlar, desenler, renkler iki kültürde de birbirine o kadar çok benziyor ki.

ViberPC 9112013 94611 AM.bmpMüzenin beklide en hüzünlü bölümü ise Sovyet dönemine ait bölüm. Rejimin kuruluşunda emeği geçenler, hayatını kaybedenler için ayrı ayrı bölümler bulunurken hainlerin fotoğraflarınında da sergilendiği bir bölüm bulunmakta. Acılar, sıkıntılar, iç savaş ile başlayan bir rejimin yine benzer sıkıntılar ile uzun yıllar iç içe yaşayarak uzay teknolojisini üretmiş olması, uzaydan dönen kozmonotları taşıyan kapsülün sergilendiği bölümde rejimin teknolojik başarısının zirvesi sergilenmekte.

II. Dünya Savaşında Samara Bölgesinden ölen 200 bin kişi için yapılmış bölüm savaşın acı hatıralarını çok iyi özetliyor. Müzeyi gezerken Rus halkının tarihte çok acılar çektiğini görüyorsunuz. Çar I. Petro’nun söylediği iddia edilen ve adeta lanetli bir söz olarak tarihte yerini alan “Rus halkını savaşlarla diri, canlı tutmak gerekir” cümlesi acaba doğru mu diye düşünmeden kendimi alıkoyamıyorum.

ViberPC 9112013 94524 AM.bmpStalin için hazırlanmış bölüm biraz tarihsel romantizm taşıyor olsa da ziyaretçiler bu zatı pek de iyi duygularla anmıyorlar. Gulag sürgün bölgesini gösterir haritanın önünde özellikle yaşlılar ve tarihi bilen genç Ruslar o günlerin haksız eziyet, ölüm ve acılarını derinden hissediyor. Romanov ailesi için de önemli bir bölüm ayrılmış.

19. yüzyılda Almanlar ile iyi diyaloğu olan Çarlık Rusyasındaki Samara bölgesinde Almanların ticaretteki etkinliği arşiv belgeleri ile ortaya konuyor. Tarihsel bu ilişkinin etkileri bugün de iki ülke arasındaki özellikle ticari ve kültürel ilişkilere olumlu yansımakta.

Müze bünyesinde balmumundan heykel, bilim salonu, konferans, toplantı salonları da bulunmakta. Yapı ve mimari olarak gözalıcı müze binası nesnelerin yerleşimi, sergi rafları, cam dolapları ile benim pek hoşuma gitmedi. Özellikle ışıklandırmanın çok kötü olduğunu belirtmek istiyorum. Her adım başı bekleyen yaşlı bayan bekçilerin çok anaç ve sahiplenir tavırları da ziyaretçileri rahatsız ediyor. Ayrıca, müzenin girişindeki görkemli merdivenleri çıkarken sizi karsilayan duvarın (ki muhtemelen 15X30 m ebatında tahmin ediyorum) üzerine farklı renkteki mermer ve granitten yapılmış görkemli dev Lenin mozaik portresinin hemen altına kurulmuş, ne olduğu çok da belli olmayan pazar görüntüsü böyle bir müzeye yakışmıyor.

ViberPC 9112013 94430 AM.bmpMüze kurucusu P.V. Alabin’in müzeyi kurarken hedeflediği millet farkı gözetmeksizin insanlık medeniyetleri müzesi amacına kısmen ulaşmış.


Müzeyi gezdikten sonra Türkiye vatandaşı olarak şu soruyu kendinize sormadan yapamıyorsunuz: Ülkemizde şehir müzeciliği ile Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait medeniyet tarihimizden eserlerimizin sergilendiği müzelerimizin ve sergilenen nesnelerin sayısı niçin az? Ancak, müzeciliğin son yıllarda gösterdiği gelişme neticesinde bugün itibari ile müzelerimizin durumunun fiziki olarak Rusya ile mukayese edildiğinde daha iyi olduğunu söyleyebilirim.

ViberPC 9112013 94459 AM.bmpTekrar yollardayım ve şu an “Jiguli” dağlarından geçiyorum. Rus otomobillerine adını veren bu dağlara gelince aklıma hemen sesi yanık, bağrı yanık sanatçımız “Ciguli” geliyor. Malumunuz lakabını uzun süre bindiği otomobilin modelinden almış sanatcımız. Dağ dediğim zaman öyle aklınıza görkemli, yüksek, keskin dağlar gelmesin. Türkiye’de aynı yükseltilere tepe bile denmiyor ama geniş Rus steplerinin ortasında dağ oluyor. İsminin hikayesi de çok fiyakalı. Sert rüzgarların estiği günlerde bu dağların (ben halen tepe olduğunu iddia ediyorum) arasından geçen hava akımı “jiv jiv” veya “jig jig” benzeri ses çıkarırmış. Steplerdeki sessizlikte bu ses çok etkileyici, ürpertici oluyormuş. ve bu sebeplede dağın adını çıkardığı sesi koymuşlar. Ben anlatanların yalancısıyım artık. İşte bu dağların adı gel zaman git zaman bizim Murat 124’e (hacı murat) benzeyen Lada o meşhur modeline isim olmuş.

4.Bölüm

ViberPC 9122013 10420 AM.bmpMüslüman nüfüsunun 20-25 milyon olduğu Rusya’da bu halkın hassasiyetlerine yönelik gıda ürünlerinin raflarda yer almaya başladığını görmek bana mutluluk veriyor. Helal kesim büyük ve küçükbaş et ve ürünleri süpermarket raflarında yerini alırken bunları satan özel kasap, bakkal ve lokantaların sayısıda giderek artıyor.

Hele hele Türkiye’de dahi bugüne kadar benim şahsen görmediğim helal sertifikalı yumurtayı Rusya süpermarketlerinde görmek bu ülkede “helal” sektörünün ne kadar geliştiğini anlamama yardımcı oluyor.

Yurt dışında yaşayan veya sık seyahat eden ve bu konuda hassasiyeti olan arkadaşlar gıda konusunda çektikleri sıkıntıları düşünürlerse konunun ne kadar önemli olduğu hakkında bana katılacaklardır.
Yıllar önce Sibirya’da gittiğim bir Azeri lokantasındaki garsonun hassasiyetimi geç olsada anlayınca “Abi, domuzlarımız helal kesimdir, merak etme, getireyim sana iki şaşlık” teklifinden bugün “Helal” gıda sektörünün geliştiği bir ülkeye. Takdir ediyorum.

Ramazan bayram namazı bu yılda Moskova’daki farklı camilerde kılındı. Ancak, Prospekt Mira’daki cami yine merkez cami olması sebebi ile en kalabalık cemaatin olduğu cami idi ve her yıl olduğu gibi namaz yollarda ve etrafta boş bulunan tüm mekanlara kadar taştı. Bu sebeple, meşhur Moskova trafiği bayram sabahı katlanarak arttı ve diğer dinlere mensup halkın işe, eve, hastaneye, randevularına gitmelerini kısacası hayatı çok önemli derecede aksattı. Arada birkaç çatlak ses çıkmasına rağmen genel itibari ile Moskova ve Rusya halkının gösterdiği anlayış ve saygı takdire değerdi. 80 milyon Ortodoskun bulunduğu ülkede ateistlerin sayısı göz ardı edilmeyecek sayıda ve genel itibari ile farklı dinlerdeki insanların biri birlerine olan saygısı dikkat çekiyor.

İştigal konularımdan biri olan mobilya bu gezim sırasında yakından incelemeye aldığım sektörlerden biri oldu. Ukrayna’da bölge bayisi olduğum ve ürünlerini sattığım BELLONA markasının ve aynı segmentteki diğer ürün ve markaların Rusya’da daha büyük bir potansiyele sahip oldukları çok net görüyorum. Daha pahallı ve bir üst segmente hitap eden İtalyan ürünlerinin Rusya’daki pazar payları tahminlerimin üzerinde. Halkın alım gücünün Ukrayna ile mukayese edilmesi çok doğru olmaz. 1996 yılında çalıştığım ve tekstil sektöründe dev olan bir firmanın yedi TIR dolusu kot pantolonunu getirmiştik Moskova’ya. Fiyatlarımız toptan piyasa fiyatlarının üçte biri seviyelerinde idi ve çok iddialıydık. Aradan bir ay geçti biz daha bir kamyonet mal satamamıştık. Halbuki hedefimiz ayda 5-6 TIR’dı. Gidişat iyi değildi. Sebebini araştırdık ve ne yazık ki acı gerçek ile yüz yüze geldik. Getirdiğimiz kot pantolonlar benim gibi kısa, tombul bacaklı erkeklere ve iri basenli, kısa bacaklı hanımlara hitap ediyordu ve siyah rengin beğenildiği o dönem biz taş yıkama ağırlıklı yedi TIR mal getirmiştik. Bir dahaki siparişimizde aynı hatayı yapmadık, piyasa araştırmasından sonra mal getirdik ancak bu acı tecrübenin faturası bize ağır olmuştu. Kalite, model, fiyat üçgeninde tartışmasız üstün olan mobilya sektöründe de genel itibari ile maalesef aynı hatayı yapıyoruz. Rusya ve Ukrayna’ya Türkiye’den gelen mobilyalar maalesef renk, ebat, kullanılan malzeme gibi daha küçük detayların açtığı problemler sebebi ile bu pazarda yeteri kadar yer alamamakta.

ViberPC 9122013 10505 AM.bmpRusya’da halkın tüketim alışkanlıkları giderek batılı ülkelerdeki tüketicilerinkine benzemeye başladı. Ancak, kültürel farklılıklar alışverişte hala önemli bir fark oluşturmakta. Gelir seviyesinin ve alım gücünün henüz yüksek olmaması sebebi ile halk alışverişlerini planlı yapıyor. Buna rağmen halkın yeniliklere açık olduğunu söylemek mümkün. Akraba, arkadaş ve internetteki ürün yorumları, tavsiyeleri halkın seçiminde önemli rol oynuyor. Geçenlerde Nikolaev’deki mağazamıza gelen orta yaşlardaki bir çift çok beğendiği bir mobilya takımına tekrar bakmak ve karar vermek için bir ay içerisinde altı defa daha geldi ve her gelişlerinde yanlarında farklı akrabaları vardı. Hepsinin fikrini aldılar. Bu vesile biz hem ürünümüzü sattık hem de dede, torun, enişte, dayı, tüm aile fertleri ile güzel bir dostluk kurduk. Markanın, bilinirliliğin tüketiciler üzerinde önemli etkisi var. Fiyat, markadan sonra alışverişte ikinci sırada geliyor. Genel itibari ile “ucuz mal alacak kadar zengin değilim” düşüncesindeler. Marka hayranlığı bazı ürünlerde sadece özenti boyutunda. İşte bu sebeptendir ki kopya, taklit, imitasyon ürünlerin en fazla rağbet gördüğü ülkelerden Rusya ve Ukrayna. Ancak, bölge ve gelir seviyesi tüketici alışkanlıkları üzerindeki etkinliğini devam ettirmekte. Kampanya ve indirim kelimelerinin halk tercihlerinde çok etkili olduğunu söylemeliyim. Sonu 99 ile biten gerçek indirim kampanyalarından ziyade fiyatı sabit bırakarak sadece “indirim” sloganının öne çıkarıldığı göstermelik kampanyalar maalesef daha etkili olmakta.

Bankacılık sektörünün Ukrayna’da içinde bulunduğu kriz hepimizce bilinirken Rusya’da bankalar halk ile daha iç içe ve gerek toptan ve gerekse perakende piyasalara sundukları farklı finansal entrümanlar ile ekonomiye canlılık katıyorlar. Örneğin, Ukrayna’da konut kredisi almak bugünlerde neredeyse imkansız iken Rusya’da inşaat sektörüne hareket katan önemli etkenlerden biri bankaların daha esnek oluşu. Tarım, makine-ekipman, inşaat, taşıt, dış ticaret sektörlerinde Rusya’da bankaların piyasaya verdikleri katkının yanı sıra küresel bankacılığa entegrasyonu ve kambiyo işlemlerindeki kolaylığı Ukrayna’dakine göre çok daha cazip durumda. Ancak, her iki ülkedeki yüksek komisyon oranları dikkat çekiyor. Buna rağmen sektörün son yirmi yılda atlattığı dört krize rağmen gösterdiği gelişim takdir edilecek düzeyde. Uzun zamanlar önce yurt dışı havalelerde bulabildiğiniz her pasaport üzerinden 9.999 $’ın havale edilebildiği günlerden bugünlere. Ancak, geçtiğimiz günlerde Moskova’da yapılan bir baskında Türklerinde paralarının bulunduğu bir yeraltı, illegal bankanın ortaya çıkarıldığını ve yanlış hatırlamıyorsan 60 milyon dolara el konulduğunu okumuştum. Son günlerde Rus bankalarının Türkiye’deki alım ve operasyonları sektörün hangi noktalara geldiğini özetliyor. Türk bankalarının bu ülkelerdeki faaliyetleri, artan şube sayıları iki ülke arasındaki sektörel ilişkinin her geçen gün artığına işaret etmekte.

Yıllar önce tahıl alımı için orta Rusya’da seyahatte olduğum birgün aracımda nakit para taşıma riski yerine bulundurduğum “veksel”ler (Türkçeye belki bono kupürleri olarak çevirebilirim) sebebi ile sırası ile trafik, asayiş, mali şube, terör polisleri ve son olarakta gizli haber alma teşkilatı ile olan problemli günlerden bankacılığın geliştiği ancak henüz daha yeterli düzeyde olmadığı bir Rusya’ya.

Volga nehri üzerindeki gemi trafiği ve 80-100 arası vagondan oluşan tren katarlarının devamlı hareket halinde olması tarımda hasatın başladığı bugünlerde ülke içindeki hareketliliği çok güzel yansıtıyor. Genelde buğday, arpa, çekirdek, mısır, vs yüklü vagonlar ağırlıklı olarak kuzey ve orta Rusya’dan, ülkenin dünyaya açılan iki önemli kapısı olan güneydeki Rostov ve Novorosisky’e limanlarına doğru akıyor. Volga nehri hem iç ve hemde dış ticarette can damarı gibi ülkeye ve ticarete hayat veriyor. Sovyetler zamanında kuzey ormanlarından kesilen tomrukların nehre atıldığını ve suyun cazibesi ile beraber güneye taşındığını ve nehir üzerindeki belli toplama noktalarında da toplandıklarını ilk duyduğumda çok hayret etmiştim. Tahmin edeceğiniz gibi bu sistem son yıllarda artık işlemiyor çünkü nehire bırakılan tomrukların tamamı toplama noktasına ulaşmadan kayboluyor. Draftı fazla olmayan ve genelde 3 bin tonluk gemiler ile Volga boyundaki limanlardan yüklenen mallar aktarma yapılmadan yine aynı gemiler ile Karadeniz’e direkt yollanabilmekte. Sektörle ilgili arkadaşlarında bildiği gibi Türkiye limanlarına mal taşıyan küçük tonajlı gemilerin bir çoğu olan Volga-Balt tipi gemiler isimlerini bu özelliklerinden dolayı almıştır. Sovyet döneminde çok yaygın bir şekilde döşenmiş olan demiryolları ülke içinde mal ve yolcu taşımacılığının önemli bir kısmını sırtlıyor. Raylar arasındaki mesafenin Avrupa ve Türkiye standartlarından daha geniş olması hem çok ağır tonajdaki vagonların taşınması imkan veriyor hemde o dönemler için ülkenin, sistemin dış saldırılardan korunması amacı taşıyor. Bu endişenin kalmadığı bugünlerde ise ray standartlarının Avrupa ile uyumsuz olması ticarette sıkıntılar çıkarmaktadır. Sibirya’da bugüne kadar gördüğüm en uzun yük treni katarı 135 vagon idi ikisi önde bir taneside arkada olmak üzere katarı üç lokomotif çekmekteydi. Her bir vagonun 70 ton yük taşıdığını düşünürseniz katarın taşıdığı yük 10 bin tona yakın ki bu rakama daha vagonların dara ağırlıkları dahil değil. Türkiye’de alışık olmadığımız tren yolculuğu buralarda tutku olabiliyor. Hele hele zorlu kış günlerinde uçak seferlerinin iptal olduğu dönemlerde Moskova’dan Sibirya’ya yaptığım 3-4 günlük tren yolculuklarında ortalıkta dolaşan pijamalı, atletli, terlikli vagon komşularım ile sıcak bir aile tablosu oluşturduğumuz günleri hiç unutamıyorum. Ancak, zaman zaman tatsız olaylar da yaşanmıyor değil. II.Dünya savaşı galibiyetinin kutlandığı bayramların birinde esmer bir erkek olarak 10-15 rus dazlak ile aynı vagonda gerçekleştirdiğim Novosibirsk-Krasnoyarsk seyahatimin hayatım boyunca adrenali en yüksek seyahatim olduğunu itiraf etmeliyim.

Ziyaret ettiğim şehirlerde sohbet ettiğim Rusların bazıları konuşmanın bir yerlerinde komşusunun, akrabasının, arkadaşının bir Türk ile evlendiğinden bahsediyordu. Sık sık karşılaştığım için dikkatimi çekti bu konu. Daha sonra ziyaret ettiğim bölgelerde Türk olup olmadığını, ne işler ile uğraştığını araştırıken Türk-Rus evliklerinin hakikatten önemli sayılara ulaştığına bizzat şahit oldum. Geçen gün okuduğum bir haberde bu yılda Moskova’da Rus hanımların yabancılar ile yaptıkları evliliklerde Türkler yine ilk sırada. Türk-Rus evliliklerinin sayısının 100 bine yaklaştığı bugünlerde bu evliliklerden doğan çocuklarının sayısı tahmin ediyorum 250 bin’e yaklaşmıştır. Bu rakamlarında gösterdiği gibi iki ülke artık sadece komşu değil yakın akraba olmuştur. Bu akrabalığın etkileri umarım ilerleyen yıllarda iki ülke arasındaki ticari, diplomatik, kültürel ilişkilere olumlu yansır ve daha sıcak, yakın ilişkilerin geliştirilmesine vesile olur.

Rusya’da her yıl yaklaşık 12 milyon kişi turizm amaçlı olarak yurt dışına çıkmakta ve yurt dışına çıkan her üç Rus’tan biri Türkiye’yi tercih ediyor ki bu sayının bu yıl 4 milyona yaklaşması bekleniyor. Tıpkı yukarıda başka bir vesile ile bahsettiğim gibi sohbet ettiğim Rusların birçoğu hayatlarının bir dönemlerinde en az bir defa Türkiye’ye gitmişler. Bu sohbetlerde Antalya, İstanbul, Marmaris, Kapadokya, Pamukkale’yi onların ağzından duymak memnuniyet verici olduğu gibi zaman zaman kötü anılarını anlattıklarında da hafif bir mahçubiyet ile bu tür tatsız olayların ilerleyen günlerde devam etmemesini diliyorum. Taksiciler, otellerin seyahat acentasının anlattığı kalitede çıkmaması, bayanların açık alanlarda rahatsız edilmeleri, sahte içki, trafik kazaları şikayet ettikleri konuların başında geliyor. Bazen çok küçük incelikler o kadar büyük etkiler bırakabiliyor ki tahmin edemiyorsunuz. Örneğin, bir Rus tanıdığım, eşi ve üç yaşındaki torunu ile beraber Antalya’ya gidiyorlar. Torununun ateşi yükseliyor ve birkaç gün hafif grip sebebi ile otelde dinleniyor ve iyileşiyor. Birkaç gün sonra ülkelerine geri dönmek için havaalanındaki uzun kuyrukta beklerken bir görevli arkadaşımın soyadını tekrarlayarak arıyor. Kendisi olduğunu görevliye söyledikten sonra görevli onları alıyor sıranın yanındaki diğer bir bankoda hemen işlemlerini yapıyor ve uçağa beklemeden binmelerini sağlıyor. Arkadaşım niçin diye sorduğunda gittikleri hastanenin kendilerine torunlarının hasta olduğunu ve bekletilmeden işlemlerinin yapılmasını rica ediyor. Arkadaşımın memnuniyeti gözlerinden okunurken bende bu nezaketi, ince düşünceyi gösteren ilgilileri tebrik etmek istiyorum. Rusya’ya ilk geldiğim günlerde bavul ticareti haricinde Türkiye’ye giden veya fikri olan çok az sayıda kişide vardı. Geçen sene Odesa-İstanbul uçuşumda yanıma oturan Ukrayna’lı bir beyefendi ilk defa Türkiye’ye gidiyordu ve sohbetimiz sırasında bana Türkiye’de Odesa havaalanı standartlarında iyi bir havaalanı olup olmadığını sormuştu. Kendisine bir saat sabretmesini ve cevabını kendisinin vermesinin daha doğru olacağını söylemiştim. İki ülke halkının biribirini tanıması için bir süreye daha ihtiyacımız olduğu anlaşılıyor. Rusya’da halkın ancak %15’ine yakın bir kısmının yani yaklaşık 20 miyon kişinin yurtdışı pasaportu olduğunu düşünürsek artan gelir seviyesi ile beraber Rus turistler Türkiye için uzun bir süre daha önemli bir potansiyel oluşturmakta. Turizm trafiğinin ters istikametini de iyi analiz etmek gerekiyor. Rusya’nın doğal yaşam parkları, tarih ve kültürel mirası, 2014 olimpiyatları Türk turistler için ilerleyen yıllarda önemli bir potansiyel taşıyor.

Rusya’da olduğum tarihlerde Türkiye’de sahte içkiden zehirlenerek ölen ve hastalanan Rus vatandaşlarının durumu ve giderek artan benzer olaylar sebebi ile ilerleyen günler ve yıllarda Türkiye’yi protesto edebilecekleri konuşuluyordu. Bu ve benzeri durumların ülkemizin turizm sektörünü olumsuz etkilediği malumunuz. Rusya ve Ukrayna’da sahte içkiden ölenlerin sayısı Türkiye’de ölenlerin sayısı ile mukayese edilmeyecek oranda daha yüksek ancak tatil amaçlı giden insanların böyle bir durum ile karşılaşması mutlakaki daha büyük bir tepki doğuruyor.

Türkiye ile Rusya ve Ukrayna arasında turizm amaçlı, kısa süreli ziyaretlerde vize uygulamasının kaldırılması bu turizmi hareketlendirmiş özellikle Moskova, Rostov, St.Petersburg, Kiev, Odessa, Lviv’i ziyaret eden Türk vatandaşlarının sayısında %20 civarında artış olmuş ve bu oran giderek artmakta. Rusya Federasyonu vizelerin kaldırılması öncesinde Türk vatandaşlarının bu uygulamayı kötüye kullanıp, ülkelerinde çalışma amaçlı uzun süreli ve kaçak kalacağından endişe ediyordu. Ancak, geçen zaman bu endişenin gereksiz olduğunu ortaya koymakla beraber tam tersine turizm amaçlı Türkiye’ye gelip, uzun süreli kalan ve illegal çalışan Rus vatandaşlarının sayısında artış gözlenmekte.

Vizesiz rejimin sınırları ölçüsünde Rusya’ya istediğiniz zaman vizesiz girip çıkabilmek bu coğrafyada yaşayan Türk vatandaşları için hakikatten büyük kolaylık.

Türkiye’nin doğalgaz ve enerjiye dayalı alımları nedeni ile ithalat yaptığı ülkeler sıralamasında son yıllarda hep ilk sıralarda yer alan Rusya’nın Türkiye’nin ihracatındaki payı her yıl artmakta ve artık dördüncü sırada yer almakta. Rusya’ya ihracatın 7 milyar dolar seviyelerine ulaştığı ve bunun toplam ihracatdaki payının %5 civarında olduğunu düşünürsek bizim için ne kadar önemli bir ülke olduğu zaten ortaya çıkıyor. Ayrıca, petrol ve gazda Avrupa’yı kendisine bağlamış ve vazgeçilmez olan Rusya, Türkiye’nin stratejik ortaklarından biri olma durumda. Putin’in çatı olarak Rusya, Çin ve Hindistan’dan oluşan yeni doğu projesi kapsamında Türkiye’nin de bulunmasının bu biriliğe güç vereceği iç politikada konuşulan konulardan.

5. Bölüm

Türk dizilerinin ülkemizin tanıtımına yaptığı katkı tartışılmaz. Yıllar önce “Çalıkuşu” ile başlayan ve Aydan Şener’in güzelliği ve dramatik konusu ile Rus halkının hafızasında yer edinen Türk dizileri yıllar sonra “Muhteşem Yüzyıl” ile devam ediyor ve “Fatmagül’ün Suçu Ne” ile tavan yapmış durumda. Hatta o kadar ki Fatmagül için ülke genelinde şiir yarışması bile düzenlendi. Ancak, bana gelen soruların harem, evlat katli ve entrika üzerine yoğunlaşması bu dizilerin ülke tanıtımına yaptığı katkının olumlu olup olmadığı hakkında kafamda “acaba?” sorusunu uyandırmadı da değil. Halkın bu tür dizilere yoğun ilgisini gören Rus yapımcılar karşı atak olarak “Yasemin” adı ile günümüz İstanbul’unda geçen bir aşk, macera dizisi çekmeye başladılar ve kısa bir süre içerisinde Rus TV’ kanallarında gösterime girecek.

Rusya’da asgari ücret şu an 170 $/ay olmasına rağmen bu rakamlar ancak taşrada kalifiyesiz işçiler için ödeniyor. Ülke genelinde ortalama maaş 1000 $ civarında. Büyük şehirlerde kalifiyesiz işçiler asgari ücretin üç veya dört katını alırken 1500 $/ay ile ancak minimum şartlarda yaşamak mümkün. Orta düzey yöneticilerin maaşları 4-5 bin dolar civarında. Türkiye’den bakınca kafanızda canlanan Rusya tablosunun aksine ortalama maaşlar beklenenin çok üzerinde ancak geçim şartlarının ağır ve hayatın çok pahallı olduğu ülkede yaşam kalitesinin yüksek olduğunu söylemek mümkün değil. Büyük şehirlerin ışıltılı, şatafatlı yaşamı sınırlı sayıda yerel halka ve yabancılara hitap ediyor. Ülke genelinde ödenmemiş, birikmiş maaşların miktarı 80 milyon dolar civarında imiş. Şehirlerin ve taşranın görünümleri arasındaki büyük fark var. Aradaki gelir seviyesi ve yaşam kalitesi farkını hemen hissediyorsunuz.

İngilizcede “ben” anlamına gelen “I” (AY) ve Rusça’daki “Я” (YA) kelimelerinin tezatlığı dikkat çekerken sesli harf ile başlayan AY psikolojik olarak dışa dönük insan karakterini, YA ise tam tersine içe dönük karakteri temsil etmekte ki bu tipik bir Rus karakterini ifade ediyor. Rus halkı ilk tanışma aşamasından çok korumacı ve mesafeli davranırken, koyduğu sınırları geçmenize ilk aşamada pek fazla izin vermez. Ancak, ilerleyen günlerde samimiyetiniz arttıkça o sınırlar gevşemeye ve size iç dünyasını açmaya başlar. Tarım ve köylü kökenli olan Rus halkının zorlu coğrafi şartlara ek olarak komünizm idaresinin eklediği ketun yaşam tarzı neticesinde içe dönük bir karaktere sahip olduklarını düşünüyorum. Apartman dairelerindeki çifter çifter dış kapıların sebebi her nekadar güvenlik, soğuk hava şartları olsa dahi bence altında yatan gerçek dış dünya ile soyutlanmak ve içe kapanıklık. Komşu ilişkilerinin zayıf ve hatta olmayışı da bunun başka bir göstergesi. Mağazalarda vitrinlerin olmayışı her ne kadar Sovyet döneminden kalan yapıların mimarisi ile ilgili gibi görünsede ben pek öyle olduğunu düşünmüyorum; içe kapanıklığın, korumacılığın başka bir dışa vurumu gibi. Gerçi son zamanlarda vitrinler de Avrupa’ya ayak durmaya başladı.

ViberPC 9132013 91537 AM.bmpGünlük yaşamda, aile hayatında kadınların baskın karakteri öne çıkıyor hele hele Perestroikadan hemen sonraki yıllarda kadınların iş yaşamındaki bu baskın karakteri çok ön planda idi. Kaptalist sistem ile artık çalışanın kazandığı bir hayat sistemine dönünce kadınların aile içi sorumluluk bilinçleri daha da arttı ve şu an ülkenin hem maddi hemde manevi temel direğini kadınların oluşturduğunu söylesem Rus erkek arkadaşlarım sanırım bana darılmazlar. Eskiden otobüs şöförü, inşaat işçisi, hamallık gibi ağır sektörlerde çalışan kadınların bu işlerdeki ağırlıkları azalırken, idari işlerde çalışanların sayısı artmaya başladı. Ancak, siyasette kadınların yeteri kadar temsil edildiğini söylemek mümkün değil.

ViberPC 9132013 91509 AM.bmpRus halkının zeki ve kabiliyetli oluşunun yanında çalışmayı pek de sevmedikleri izlenimime tahmin ediyorum sizler de katılıyorsunuzdur. Bindiği arabanın motorunu söküp toplamayan, inşaatını kendisi yapmayan, içkisini evde kendisi yapmayan, temel gıda ihtiyaçlarını kendisi üretmeyen, en az bir müzik enstrümanı çalmayan orta yaş ve üstü Rus vatandaşı hemen hemen yoktur diye düşünüyorum. Hele hele resim ve heykel alanındaki kabiliyetleri tartışılmaz. Yanımda çalışan ahçı, bekçi, şöförüm bu konularda beni çok defalar hayrete düşürmüşlerdir. İyimser bir tahminle çalışmaya sevmemeleri beklide bu ülkelerde kalifiye işgücünün, personel maaşlarının arzu edilen seviyede olmasından kaynaklanıyordur. Kalifiyesiz işgücü eksiği ve yerli halkın tenezzül etmediği ağır, zor ticari faaliyetlerde bulunmak amacı gelen yabancıların ülke genelinde sevilmediği ise bir gerçek. Burada bir kısır döngü söz konusu. İhtiyaç olmasa bu insanlar Rusya’ya gelmezler ancak yerel halk bu yabancıların ülkelerinin maddi gücünü sömürdüğüne ve emdiğine inanmaktalar. Krasnodar’da yaşadığım yıllarda bu bölgede yaşayan Ahıska Türkleri tüm aile fertlerinin katılımları ile küçük bahçe ve tarlalarını boş bırakmadan insan üstü bir gayret ile hayat mücadelesi vermenin neticesinde her ailenin iyi ve kötü orta halli bir evi, arabası, yaşam kalitesi var idi. Rus ve Ahıskalıların beraber yaşadığı köye uzaktan baktığınızda evin tertipli dış görünümünden, bahçesinin sebze ve meyve bitkileri ile dolu oluşundan hangi evin yaşam standardının yüksek veya düşük ve hangi evin Rus’a veya Ahıskalı’ya ait olduğunu rahatlıkla tahmin edebilirdunuz. Ancak, gecesini gündüzüne katıp çalışan bu halkın gelir seviyesi, çalışmadan oturup, alkol eşliğinde hallerinden şikayet eden komşularının tepkisini çekmekte ve ülkelerinin sömürüldüğüne inanmaktalar.

Yirmi sene önce rejimin etkisi ile dinden uzak olan toplumda ateistlerin sayısı çok fazla idi. Geçen zaman içerisinde inşa edilen kiliselerin sayısı, boyunlarına haç asan hristiyanların sayısı hızla artarken hayatlarında dine yer verdiklerini veya dinin gereklerini iyi bildiklerini söylemek pek mümkün değil. Ancak, etrafımda oruçlarını tutan, Pazar günleri çalışmayıp, düzenli kiliseye giden, aile ve yuva kavramının farkına varan Rusların sayısı artık hiç de azımsanacak kadar az değil. Mobilya mağazamda çalışan 23 yaşındaki Tatyana’nın iş başvurusu sırasında her şartlarda anlaşmışken son olarak cumartesi günü çalışamayacağını söylemişti. Sebebini sorduğumda da dini inançları sebebi ile olduğunu söyledi. Önceleri Yahudi olduğunu düşündüm ancak Rus’ların “stary vera” dedikleri ortodoskluğun farklı bir mezhebinden olduğunu söyledi. Açıkcası çok hoşuma gitti bu tavır. Tam işe alınmışken inancı gereği işini kaybetmeyi göze alması bende güven uyandırmıştı. Geçen süre içerisinde bu genç elemanımın orucunu tutuyor olması, ticarette ve dialoglarında ahlaklı, dürüst olması beni çok etkilediği gibi bugüne kadar görmeye alışık olmadığım bir insan profili çizdi.

ViberPC 9132013 91407 AM.bmpAşırı milliyetçilerin, dazlakların ve hatta Hitler hayranlarının sayısının Rusya’da tehlikeli hızla artışıda dikkat çekici. Milli bayram günlerinde büyük şehirlerde bulunan esmer ve özellikle Kafkas görünümlü insanların yaşadığı sıkıntı, yediği dayaklar, vandalizm ciddi ölçülere ulaşmıştır. 1997 senesinden Paraşütçüler bayramının olduğu gün idi. Moskova’da Arbat caddesinde açık havada bir Türk kafesinde oturuken erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır prensibi ile 20-25 dazlak tarından kovalanıp, kapalı bir mekana kendimizi zor attığımız günleri şimdi tebessüm ile hatırlıyorum.

Gerek günlük yaşamda ve gerekse iletişim, bilim, sanat, vs konularında uluslararası düzeyde çok fazla sıkıntıya sebep olsa dahi Rusların Kiril alfebelerine sahip çıkmalarını takdir ediyorum. Bizler fazla değil yüz sene öncesindeki arşiv belgelerimizi okuyamaz, anlayamazken Ruslar dillerini her alanda öne çıkaracak mücadelelerine devam etmekteler. Farklı alfabe kullanıyor olmalarının kendileri için dezavantaj olduğunada inanmamaktalar. Fonetik olarakta dillerindeki her sesi kağıda dökmek mümkün. Bizler yeni alfabe almış olmamıza rağmen halen bazı sesleri kağıda dökemediğimizden ve yeni harflerin eklenmesi gerektiğinden bahsediyoruz. Balkanlardan Kamçatka’ya ve Kuzey Kutubu’ndan neredeyse Hint Okyanusu’na kadar olan coğrafyada kullanılan alfabe sayesinde Moskova ticari, politik başkent olmanın yanında kültürel başkent olma özelliğini de devam ettirmekte.

Bugün Türkiye’de dahi Rusça artık yaygın denilecek oranda anlaşılan ve konuşulan bir dil oldu. Özellikle turizm bölgelerimizde Rusçanın ne kadar gerekli bir olduğu tartışılmaz. Turizm ve buna bağlı yan sektörlerde çalışanları, Rus-Türk evliliklerinde eşleri, çocukları ve bu coğrafyada iş yapan, çalışan bizleri topladığınızda Rusçanın ülkemizde de ne kadar bilinir bir dil olduğu ortaya çıkmakta. Eksen kaymasının tartışıldığı bugünlerde Rusya’nın ülkemiz ve ülkemizinde Rusya için farklı ve önemli bir eksen olduğunu artık her iki ülke tarafından da iyi bilinmekte. Türkçede isim, sıfat ve fiillerin cinsiyetinin olmaması belki ülkemizi oluşturan farklı milletlerin kültürlerin tarihlerinde kadın-erkek ayrımının çok baskın olmamasından kaynaklanırken Rusçada bu ayrım (ki benim Rusçayı öğrenirken en sıkıntı çektiğim konudur) dilin ögrenilmesini zorlaştırmakta. Ancak, kelime hazinesi çok zengin olan Rusça gramerindeki bu zenginlik ile de Türkçede 5-6 kelimeden oluşan bir cümledeki anlamı iki kelime ile verebilmekte. Rusçada çok kullanılan “j”, “g”, “h”, “ş”li heceleri telafuz etmenin benim için bir işkence olduğunu itiraf etmeliyim.

Dil bilmemek veya o dili iyi bilmemenin başınıza açacağı sorunlar ile ilgili unutamadığım iki anımı anlatma isterim:
Rusça bilgimin çok sınırlı olduğu ilk günlerdi. Yağmurlu bir Moskova sabahında yağmurdan kaçarken kapişonumun gözlerimi kapatması sebebi ile karşı taraftan koşan, elinde kitapları olan öğrenci bir hanım kıza çarptım. Elindeki tüm kitapların çamura düşmesine sebep oldum. Büyük bir mahcubiyet ile kitapları yerden alıp çamuru elimle sileyim derken iyice berbat ettim. Sınırlı Rusçam ile bildiğim en kibar özür kelimesi ile kendimi affettirmek için “prastite” demek istedim. Ancak, o mahcubiyet ve üzgünlük içinde telafuzu bu kelimeye çok yakın olan “prestutka” kelimesi ağzımdan çıktı. Çizgi filmlerde yenilen tokat sonrası gibi kafamın üzerinde dönen yıldızları saymayı başlamıştım bu hanımefendinin tokadından sonra. Ağzımdan çıkan bu kelime Rusçada en kibar Türkçe karşılığı ile maalesef hayat kadını anlamına geliyor. Bu hanım kız eğer bu yazımı okuyorsa bu vesile ile şimdi bir kez daha kendisine “prastite” demek istiyorum.

ViberPC 9132013 91307 AM.bmpBildiğiniz gibi Rusçada onar onar sayarken genelde bir kural vardır. “Dva=iki, Dvatsıt=yirmi”, “Tri=üç, Tritsiyat=Otuz”, “Pyat=beş, Pyatsyat=elli”. Bu mantık zincirine “sorok=kırk” dahil değildir. Beraber çalıştığımız bir arkadaşım Moskova’ya birkaç aylığına geldi. Sabah ve akşam oteline taksi ile gidebilsin diye bir kağıda adresi yazıp vermiştim ve rakamları, temel Rusça cümleleri öğretmiştim. Birgün sabah ofise geldiğinde düşünceli idi. Bana “sorok”un kaç olduğunu sordu ve bende kırk dedikten sonra yaklaşık yirmi dakikalık bir suskunluktan sonra kahkaha ile gülmeye başladı. Sabah durdurduğu taksiciye adresi yazılı kağıdı gösteriyor ve taksici “sorok” rubleye giderim diyor. Ancak, arkadaşım yukarıda özetlediğim mantık zincirine uymayan bu rakamı 200-300 rubledir diye düşünüyor ve sıkı pazarlık yapıyor, kendisinin “vosimdesyat” yani seksen ruble vereceğini söylüyor. Taksici bu zorlu pazarlıktan sonra hiç itiraz etmeden tamam diyor.

Rus mutfağının geneli itibari pek fazla benim damak tadıma hitap ettiğini söyleyemem ki eğer benim gibi lahana ve patatesi sevmiyorsanız. Bu ziyaretim sırasında eski bir dostum eşinin kendi elleri ile hazırladığı borş, pelmeni ve salatadan oluşan akşam yemeği için evine davet etti. Ablamın ellerine sağlık, hassasiyetlerimi de göze alarak hazırladığı yemekler nefis olmuştu. Kayserili dostlarımız darılmasınlar ancak Türkiye’de mantı yerken ağırlıklı olarak hamur yiyiyoruz. Pelmeninin et/hamur oranı çok daha lezzetli. Pelmeninin Kayseri sosları ile buluştuğunu düşünüyorum da eminim çok daha lezzetli olacaktır.

Şehirlerdeki suşi, Uzakdoğu, İtalyan, Amerikan mutfağının yanında fast food kültürünün çok yaygınlaştığını görüyorum. Yirmi sene önce marketlerdeki konserve balıktan başka hiçbirşey bizlerin damak tadına pek uygun değil iken bugün parası olan için supermarket raflarında ve restoranların menülerinde yok yok. Bu konuda bir öz eleştiri yapmak istiyorum. Çok öğündüğümüz Türk mutfağı maalesef Rusya ve Ukrayna pazarında yeteri kadar pazar payına sahip ve yaygın değil. İşletmecilik hataları, sabırsızlık, yüksek kar beklentisi, yanlış mekan ve dekor gibi farklı sebeplerden dolayı açılan Türk işletmeleri bu ülkelerde tutmuyor. Yerel birkaç küçük işletmeyi bunun dışında tutuyorum. Ukrayna’nın Hmelinsky şehrinde toptancı pazarının yakınanda bulunan bir Türk lokantasında yediğim lahmacun, kebap ve tatlıların bu coğrafyada yediğim en lezzetli yemekler olduğunu iddia ediyorum. Sizlerle bu adresi paylaşmak ister ve mutlaka önerirdim ancak duyduğuma göre bu işletme bir Azeriye devredilmiş ve mutfağı değişmiş.

ViberPC 9132013 91241 AM.bmpHanımlarının güzelliği ile ün salmış Slav ırkının sadece hanımları değil erkekleri de fiziksel olarak bizim ortalamalarımızdan daha sağlıklı ve zinde gözüküyorlar. Biz Türk vatandaşlarının ortalama fiziki görünümleri benim gibi kısa boylu, göbekli, kilolu. Slavların erkek ve kadınlarının orta yaşın üzerine kadar genel itibari ile kilo problemleri yok. Bunda beslenme rejimlerinin önemli etkisi var. Tatlı ve hamur işleri ile pek arası olmayan Rusların sofralarında patates, lahana ve et ağırlıklı olarak yer almakta. Yulaf ezmesi kahvaltıların olmazsa olmazı. Spor salonlarının sayısı her geçen gün artmakta. Özellikle dövüş sporları, fitness, yüzme ve dans ilgi gösterilen spor ve aktivitelerin başında yer almakta. Rus kadınlarının kendine bakımları, zevkleri, giydiklerini kendilerine yakıştırmaları konusunda çok başarılı oldukları konusunda benimle hemfikirsinizdir sanıyorum. Taşradaki şehir ve kasabalarında sıklıla gördüğüm şık giyimli hanımların sanki az önce inen Paris uçağından çıktıklarını düşünüyorum. Rus erkeklerin ise giyim konusunda çok başarılı veya zevkli oldukları fikrinde değilim. Muhtemelen bunun sebebide hanımların giyimine ve makyajına harcanan paradan sonra aile bütçesinin açık vermesi.

Türkiye’de yeni yeni hobi bahçeleri diye adlandırılmaya başlayan ve küçük toprak parçaları üzerinde ailelerin haftalık taze sebze, meyve ihtiyaçlarını karşılamak için yaptıkları tarım faaliyetleri ve hafta sonları tabiat ile baş başa kalmalarını amaçlayan “daça”lar Sovyetler döneminde halkın en önemli uğraşlarından biri iken bugünlerde düşük gelir seviyesindeki aileler için artık olmazsa olmaz bir yaşam biçimi. Daçaların genellikle 500-1000 m2’den oluşmakta ve bu toprak parçalarının üzerinde minik bir baraka ve temel ihtiyaçları karşılayacak diğer gerekli minimum donanıma sahipler. Maddi durumu iyi olan aileler kulübelerini geliştirerek gerektiğinde devamlı yaşanabilecek konutlara çevirmişler ve hatta kulubesini yıkıp villa inşa edenler bile var. Orta halli her daçanın içinde mutlaka bir sauna da bulunuyor. Kışın 120 dereceye kadar ısıtılan bu saunalarda özel ağaç dallarından yapılmış masaj aletleri ile biraz mazoşist bir ortamda vücudunuzu dövdürüp, kızarttıktan sonra -20 derece olan havada bahçenizdeki karların üzerinde yuvarlanmak ayrı bir dinlenme kültürü. Bu bahçelerde domates, biber, patlıcan, salatalık, elma, kayısı gibi temel sebze ve meyveler yetiştiriliyor ve aile bütçesine önemli katkı sağlanıyor. Bu bahçelerden toplanan elma veya kaysıdan yapılan katkısız, şeker ilavesiz doğal meyve sularının, mis gibi kokan pembe iri domateslerin ve kütür kütür salatalıkların tadına doyum olmuyor.

ViberPC 9132013 91205 AM.bmpDaçalardaki mangal, şiş ve grillin tadıda bir başka oluyor eğer etrafınızda gerçek dostlarınız var ise…

Türkiye’de son yıllarda büyük şehirlerde yaygınlaşan hobi bahçeleri eminim ki ilerleyen günlerde yaygınlaşacak, halkımızın ihtiyacını olduğunu düşünüyorum. Çünkü, şehir trafiği ve kargaşası içinde bunalan aileler hafta sonlarında buralarda tabiat ile buluşuyor, dinlenebiliyor, güncel tabiri ile organik sebze, meyve yiyebiliyor.

Yolculuğum boyunca fark edebildiğim kadarı ile üç defa gizli radara takıldım ve fotoğraf ile belgelendim. Bu ceza makbuzları muhtemelen sınır kapısında çıkış yaparken karşıma çıkacaktır diye bekliyordum ancak çıkmadı. Kapıdaki gümrük memuruna bu konuyu açtım ve bir daha gelişimde süreli sınır dışı edilmek gibi kötü bir sürpriz ile karşılaşmak istemiyorum dedim. Memur beyin bana bakışı “oğlum bak git” misalindeydi. Avrupa ülkelerinde mutlaka ceza makbuzları sınır kapısında karşınıza çıkar ve ödeyip ödememekte serbestsinizdir. Tabi ki ödemezseniz o ülkeye ve eğer Shengen kapsamındaysa diğer ülkelere belirli bir süre bir daha giriş yapamazsınız. Rusya’daki bu durum benim hala bir türlü çözemediğim ikamet ile ilgili registiration işlemine benziyor. Bu registritation işlemini bugüne kadar belki kırk defa yaptırdım ama hakikatten kontrol edilip edilmediğini veya tam olarak ne kadar etkili işe yaradığını bilmiyorum.

Son yıllarda Putin’de bizim başbakanımız gibi ailelere en az üç çocuk tavsiyesinde bulunuyor. Haritaya baktığımızda bu kadar büyük bir ülkede mevcut nüfus zaten az gibi gözüküyor. Ölüm/doğum oranının artması, yabancılar ile evlilikler, yurt dışında yaşamaya başlayanların ve göçmen sayısının artışınıda eklerseniz hakikatten ilerleyen yıllarda Rusya’yı önemli bir tehlike bekliyor. Rakamları yanlış hatırlamıyorsam sosyalizmin son 16 yılında Rusya’da 35 milyon doğum, 24 milyon ölüm olurken, kapitalizme geçişi takip eden 16 yıl içerisinde bu rakamlar 22 milyon doğum, 35 milyon ölüm olmuş. Bu gidişatın devam etmesi durumunda 2050 yılında Rusya nüfusunun 115 milyona düşeceği tahmin ediliyor. Ukrayna’da ise durum biraz daha vahim. Ukrayna ile ilgili tahminlerde 2050 yılında nüfusun 25 milyona kadar düşebileceği yönünde. Her iki ülkede de doğum oranını arttırmak için ailelere çocuk başına parasal ve sağlık, eğitim destekleri veriliyor. İkinci, üçüncü çocuklara verilen devlet desteği birincisine göre çok daha yüksek. Buna rağmen doğum oranını arttıramayan ve askerlik çağındaki gençlerin sayısının her geçen yıl azalmasından endişelenen Putin şimdi şanlı Rus tarihindeki kahramanlıklara vurgu yaparak ülkenin geleceği için konunun önemini milliyetçi duygular ile vurguluyor. Etrafıma baktığım zaman hakikatten erkeklerin çocukların sorumluluklarını taşıma konusunda çekingen olduklarını görüyorum.

ViberPC 9132013 91129 AM.bmpSibirya’da, Novosibirsk ve Krasnoyarsk’da iş yaptığım yıllarda havanın -56 derece olduğu günlerdi, toptan tekstil pazarlarında, açık havada tezgahlarının başında oturan bayan tezgahtarların mini eteklerini, ince naylon çoraplarını, baharlık montlarını görünce ben lahana gibi üst üste giydiğim palto, mont, dublonka, içliklerden utanıyordum. Bir ay sonra işin sırrını öğrendim. Her satıcının tezgahının altında bir konyak şişesi duruyor ve saate bir birkaç yudum içiyorlardı. O günlerde düşünmeye başladım Rus halkının alkole olan düşkünlüğünün esas sebebi acaba bu zorlu kış şartları mı ? Belki de temelindeki esas sebeplerden biri idi bu ancak geçen zaman içerisinde alkol artık bir yaşam tarzına dönüşmüştü. Bu dönüşümde Sovyet döneminin insanlara empoze ettiği iş, aş, seks ve votkadan başka hiçbirşeyin gerekli olmadığı fikrininde büyük etkisi var (Sosyalist arkadaşlarım umarım darılmazlar). Dünyada ölüm yaşı ortalamalarına baktığımızda Rus erkeklerinin çok erken yaşta (kadın+erkek ortalama ölüm yaşı 79 iken erkeklerde 60’lı yaşlara kadar düşmekte) vefat ettiklerini görmekteyiz ki bu ölümlerin önemli bir kısmı alkol veya alkole bağlı sebeplerden. Her ne kadar erkekler erken ölüm sebebi olarak hanımlarının dırdırları deseler de buna ben pek inanmıyorum. Emeklilik yaşının 60 olduğunu düşünürseniz bu insanların çoğu maalesef emekli olmadan vefat etmekteler. 1940-80 seneleri arasında Rusya’da işgücünün üçte biri alkolizm sebebiyle kaybolmuş. Bu acı gerçeği gören Mikhail Gorbachev 1985 yılında Moskova’da alkol satan ve imal eden işletmelerin %90’nı kapatmış. Bu vesile ile 400 bin kişinin ölümünün engellendiği iddia edilir. Fakat alkol yasağına kızan halkın bir kısmının isyanı neticesinde 1991 yılında bu yasak sonlandırılmış. Alkolün benim başıma açtığı bir problem ile ilgili acı bir anımı anlatmak isterim. Şirketimiz bünyesindeki kamyonları hasat döneminde her gün sabah tahıl yüklemeleri için sefere yolluyordum. Araçlar yola çıkarken şirket yetkilisi olarak her araç için sefer görev emri, şöforün sağlık ve alkol raporu ve ilgili diğer evrakları imzalıyorum. Sabah her şey yolunda yola çıkan araçlarımdan üç tanesi mal yükleyekleri tarlada biçerdöverin arıza yapması sebebi ile bir gün tarlada beklemek zorunda kaldılar. Tarlada akşam toplanan üç şöfor geceyarısına kadar iki litreye civarında votkayı bitirdikleri gibi sabah kalktıklarında da kaldıkları yerden içmeye devam ediyorlar. Öğle vakti bir şöförüm sıcağın da etkisi ile kalp krizi geçirip maalesef tarlada vefat etti. Ölümün bana verdiği üzüntünün yanında şöförleri alkollü halde yola çıkardığım için savcılığın ve ailesinin bana açtığı ikinci bir dava neticesinde ödediğim ceza ve tazminat sonrasında iş hayatında alkole olan hassasiyetim artı. Zorlu hayat şartları sebebi ilede geçen yıllar içerisinde alkol kullanımının azalmadığını ve maalesef arttığını gözlemliyorum.

Rüşvet ve yolsuzluk Rusya’nın kronik sorunu olmaya devam ediyor. Gerçi gelişen teknoloji ve elektronik takip sistemleri sebebi ile artık bazı küçük konularda bu tür istenmeyen olayların önüne geçilmiş olsa dahi rüşvet ülkenin ana problemlerinden biri. Bu coğrafyada yaşayan, iş yapan hepimizin rüşvet konusunda çok tecrübesi vardır bu sebeple konuyu detaylandırmak istemiyorum ancak artık neredeyse legal bir sektör, devlet memurunun hakkıdır boyutuna ulaşan, alanın deşifre edildiği durumlarda dahi çok fazla tepki toplamaması toplumun bu konudaki umutsuzluğunun ve konuyu ne kadar kabullendiklerinin bir göstergesidir diye düşünüyorum.

Geçen 18 yıl içerisinde tanıdıkça her geçen gün daha da sevdiğim, hayatımın yarısını geçirdiğim Rusya ve Ukrayna’nın Türkiye ile dostluklarının pekişmesi, sadece coğrafi komşuluk değil çok daha anlamlı kültürel, ticari, siyasi işbirlikler yapmaları için gayret göstermeye devam edeceğim. 1990 yılından bugüne kadar gelinen durum itibari ile benim gibi ticari ve kültürel ilişkilerin gelişmesinde, bu ülkelerin biri birlerinin rakipleri değil dost oldukları yönünde gayret gösteren onbinlerin, yüzbinlerin emeklerinin boş olmadığını ancak henüz daha katedilmesi gereken çok yol olduğunu düşünmekteyim.

SON

Ali Bulut

12 Eylül 2013

(Kaynak : http://turkhaber.com.ua/turko-haholun-rusya-izlenimleri/)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s